BUM

BUM

Share

Atölye // 01.09.2020

25/02/2021

Evet şimdilik yalanların sonuna geldik 👀
Yeni atölye duyuruları için bizi takip etmeye devam edin.

Konsept geliştirme atölyesi içinde bir oturum, kusursuz yalan üzerine oluyor. Katılımcılardan bizi inandıracağı bir hikaye ve bir fotoğrafı bir araya getirmesini istiyoruz. İlk atölyede üretilenlerden bir örnek. Kusursuz yalan ve fotoğraf: Gülay Baş

Dört Taş
İstasyonda trenden indikten sonra Filyos Nehrinin kıyısına kadar yürür, karşı kıyıya geçmek için sandala binerdik. Nehirdeki yolculuğumuz hiç konuşmadan, uzun bir sopayla sandalı yönlendiren adamı izleyerek geçerdi. Babaannemlerin yaşadığı bölge antik Tieion şehrinin kurulduğu alandaydı. Bazı evlerin bahçelerinde sütun parçaları, oymalı duvar kalıntıları görünüyordu.

Babaannem çok zayıftı, gülüşü çok güzeldi ama hiç ses çıkarmadan gülerdi, çok az konuşurdu. Bir gün büzgülü bir kesenin içinden çıkardığı dört taşı göstererek bunların ağrıları dindiren mucize taşlar olduğunu anlatmıştı. Kırık bir toprak kabın içinde bulmuş, yıkayıp değersiz taşlar olduğunu anladığında üzülmüş, ama yine de atmayıp mutfak çekmecelerinden birine koymuş. Bir süre sonra bilmem neden ısıtıp ağrıyan dizine koyduğunda ağrının tamamen
geçtiğini görmüş, dedemin üzerinde de denemişler, onun da ağrılarını dindirmiş. Onlar bu dünyadan göçeli uzun yıllar oldu. Taşlar bende. Nasıl oluyor da ağrıları dindirebiliyor sorusu değil
de benim kafamda sürekli dönen soru, bu taşın bir tanesi nereye gitti…

GülayBS

24/02/2021

Konsept geliştirme atölyesi içinde bir oturum, kusursuz yalan üzerine oluyor. Katılımcılardan bizi inandıracağı bir hikaye ve bir fotoğrafı bir araya getirmesini istiyoruz. İlk atölyede üretilenlerden bir örnek. Kusursuz yalan ve fotoğraf: Ezgi Karaköse

-mavinin en koyu hali-

Annem avcundaki deniz suyuna üflemiş beni öyle doğmuşum ve hemen yere dökmüş sonra. Dalgalar alıp götürmüş derinlerine engin denizlerin.

Bir deniz kabuğunu ev yaptım kendime.
Zamansızlığın sonsuzluğunda, mavinin en koyu tonunda ne kadar süre olduğunu tayahhül edemediğim bir süre saklandım… Baraküdalar, mavi halkalı ahtapotlar, köpek balıkları,
deniz yılanları ve daha nicelerinden…
Kabuğumda korkuyla savrulmaya devam ederken bir gün bir anda aydınlandı çevrem. Sarı, içimi ısıtan bir sarıydı bu. Güneş gibi sıcak ve parlaktı.
İçimdeki merak öyle güçlüydü ki, kabuğumdan çıkıp aydınlığın kaynağını keşfetmeye karar verdim.
Gözlerim kamaşmıştı görünce, büyülenmiştim adeta…
Evet, bir ateş mercanıydı bu.
Yapraklarından sıyrılıp, çırılçıplak kalmış ağaç dalları gibiydi. Işıltısında karanlık denizin mavisini görebiliyordum.
Dokusunu hissetmek arzusuyla parmak uçlarımla hafifçe dokundum. Canım yandı.
Telaşla, hayal kırıklığı içinde kabuğuma geri döndüm.
Zaman kavramımın yoksunluğunda bu ucu bucağı olmayan karanlıkta çaresizce savrulmaya devam ettim…
Kabuğumdan ikinci kez çıkmaya karar verdiğim gün bir deniz yıldızına aşık oldum. Kan kırmızısı, asaleti kendinden menkul, kimseye zarar veremeyeceğini düşündüğüm bir güzelliği
vardı.
Hissetmek istedim. Bu sefer korkusuzca dokundum.
Derimdeki o acıyı hala unutamam. Soluğumu kesecek kadar yakmıştı tenimi…
Tam kabuğuma tekrar dönmek üzereyken, olduğum yerde kalakaldım. Deniz yıldızı paramparça olmuştu.
O mu bana zarar vermişti? Ben mi ona?
Bunu hiçbir zaman bilemedim.
İçimdeki bu kırgınlıkla bir daha hiç çıkmadım kabuğumdan.
Taa ki küçük bir çocuk, bir deniz kıyısında beni bulana dek.

17.12.20

22/02/2021

Konsept geliştirme atölyesi içinde bir oturum, kusursuz yalan üzerine oluyor. Katılımcılardan bizi inandıracağı bir hikaye ve bir fotoğrafı bir araya getirmesini istiyoruz. İlk atölyede üretilenlerden bir örnek. Kusursuz yalan ve fotoğraf: Leyla Almufti

Kara Kış Bir Gün
Burası neresi? Burada olmamalıyım! Neredeyim? Olmam gereken yer burası değil! Altımdaki kumlu toprak soğuk, ıslak; yağan yağmur çıplak çalıların arasında dolaşan kedilerin kesif, yabanıl kokusunu keskinleştiriyor.

En son hatırladığım döne döne ışık saçtığım; evimde, odamda. Sıcak, sarı duvarlar neşemle aydınlanıyor, henüz bakir gözlerle gülücükler patlatan küçük bir insan küçücük eliyle bana uzanıyor. Onun için yaşıyorum, varlığımın anlamı o.

Üşüyorum. Korkuyorum. Soğuk ve yağmur içime işliyor; sol yanım yaralı, ölü kış toprağı sızıyor içime. Tepemde kargalar gaklıyor. Çöpler, çöpler, çöpler! Her yanımda ölmekte olan çöpler yığılı. Ben de onlardan biri miyim? Atılmış olma düşüncesine dayanamıyorum.

Kalın kara bulutların arasından cılız güneş hüzmeleri sızıyor, üzerime düşüyor. Tenim biraz ısınıyor, yaralarımdan içeri sızan su biraz kuruyor. İlerde, önümde, uzaktan gelen insan sesleri duyuyorum. Bekliyorum. Sesler yaklaşıyor. Bu terk edilmişlerin toprağından kurtulma umuduyla kendimi toparlamaya, güçsüz ışıktan olabildiğince yararlanmaya çalışıyorum.

Dikenli çalılıkların arasından bir insan beliriveriyor. Bana doğru yürüyor. Yere bakıyor, beni görmüyor, hiçbir şeyi görmüyor; gözlerinde kara bir perde var. Umutsuzca soluk güneşi yakalamaya çalışıyorum. Aniden duruyor. Şaşkınlıkla açılmış yüzünü dur durak bilmez bir gülümseme kaplıyor. Beni görüyor.

05/02/2021

Konsept geliştirme atölyesi içinde bir oturum, kusursuz yalan üzerine oluyor. Katılımcılardan bizi inandıracağı bir hikaye ve bir fotoğrafı bir araya getirmesini istiyoruz. İlk atölyede üretilenlerden bir örnek. Kusursuz yalan ve fotoğraf: Vanda Kandiyoti Salom

Rafta kitapların önünde duran irili ufaklı minik süslerin her birinin bir hikayesi var. Özdemir Asaf şiirlerinin önünde duran gümüş şarap tadım tasını Paris’te bir bitpazarından almıştım. Avni Lifij’in poşadlarının önündeki bembeyaz seramik tekneyi ve yine üzerinde yelkenliler olan ahşap resmi ise Midilli’den…

Unutulmayacak bir tatil planlamıştım… Nefes almadan geçirdiğim koca bir kıştan sonra fazlasıyla hak etmiştim Midilli adasının daracık yollarında kaybolmayı, rüya gibi sahillerini gezmeyi, dost canlısı ada halkı ile sohbetin belini kırmayı…

Adadaki ikinci günümde, orada kiraladığım arabayla denize girecek, kitabımın sayfalarında kendimi kaybederken belki de biraz karakterin kimliğine bürüneceğim şöyle sakince bir yer arıyordum. Otelin bulunduğu koydan 10 dakika ileride şirin bir sahil kahvesine rastlayınca tam aradığım huzuru bulduğuma karar verip kliması pek de şahane çalışmayan arabamdan indim. Henüz boş olan masalardan birine yerleşmek üzere kahveye doğru ilerlemeye başlamıştım ki birden üzerime hücum eden arılardan şaşalamış vaziyette çantamdan apar topar çıkarttığım havlumu yüzüme siper ederek gerisin geriye arabaya dar atmıştım kendimi. Tabii ki arılarla beraber… O anda kaçma refleksinin bana verdiği güçle arabanın camlarını açarak motoru nasıl çalıştırdığımı ve halen üzerimde bulunan havluyla önümü zar zor görerek dar yollarda hızla ilerlediğimi hayal meyal hatırlıyorum. Ancak sonuncu vızıltı da kesilince, arabada hiçbir arı kalmadığına ikna olmuş ve rahat bir nefes alabilmiştim.

Tadım biraz kaçmış olarak o yaz sıcağında arılar tarafından ikinci defa saldırıya uğramayacağım bir yer aramaya başlamıştım. Denize girme isteğim sönmüştü. Bu defa direksiyonu yükseklere yönelttim. Az sonra sakin bir dağ köyündeydim. Meydanda köyün kahvesini görünce burada soluklanabileceğimi düşündüm. Daha çok köyün yaşlı delikanlılarının oluşturduğu kalabalık arasından geçerek boş bir masaya yerleştim. Bir an için sohbetlerine ara verip yeni gelen misafiri süzen kahve ahalisi minik ve yorgun selamımı alıp tekrar kendi dünyalarına daldılar. Ne içeceğimi soran garsona buzlu kahvemi ısmarladıktan sonra artık iyice kendi alemlerine dalan diğer masa sakinlerini incelemeye başlamıştım. Tenleri yanmaktan iyice koyulmuş ve buruşmuş bu koca adamların sanki bir Güney Amerikan kasabasındaymışçasına tembelce sırtlarını dayadıkları sandalyelerinden kalkarak biraz sonra belki de önlerindeki toz bulutuna hafiften tekme atarak ilerlediklerini hayal etmiştim. Ne de olsa çocukluğum vahşi batı filmleri izleyerek geçmişti.

Kitabıma dalmış, kahvemi yudumlarken bir an kitaptan kaldırdığım gözlerim hemen yanımdaki masada sessizce oturan ve köy halkına hiç benzemeyen orta yaşlarda, esmer saçları şakaklarından belli belirsiz açılmaya başlamış bir adama takıldı. Yüzünde pek ciddi bir ifade vardı. Sanki dünya umurunda değil gibi bir hali vardı. Su içiyordu. İngilizce, yiyecek bir şey olup olmadığını sordu garsona. Biraz sonra gelen tosttan bir ısırık alarak tabağına geri bıraktığını dün gibi hatırlıyorum. Ellerinin hafifçe titrediğini fark edince yanımda taşıdığım kolonyayı uzattım. Sonradan adının Mustafa olduğunu öğrendiğim adam, Iraklı bir doktordu. Savaşla beraber annesini, babasını, kardeşlerini bütün tanıdıklarını geride bırakarak memleketinden kaçmak zorunda kalmıştı. Kaçmasa öldürülebilirdi. Türkiye üzerinden, bembeyaz eskimiş bir botla Midilli’ye gelen mültecilerden biriydi. Nedense botun beyazlığını unutamamıştı… Belki de Ege’nin mavi sularında geleceğine doğru ilerlerken ona bir kabusta olduğunu unutturan yegane görüntü, beyaz aşınmış botun maviye çarpa çarpa ilerlerken çıkardığı beyaz köpüklerdi… Hatırlaması bundandı. Midilli’de onu yıllar önce Almanya’ya yerleşen kuzeni karşılamıştı. Birlikte Münih’e gideceklerdi. Orada yeni bir hayat kurmayı deneyecekti. 16 yaşından beri tanıdığı ve evlilik hayalleri kurduğu hayatının aşkını mide kanserinden yeni kaybetmişti. Ailesini ve diğer sevdiklerini bir daha ne zaman görebileceğini hiç bilmiyordu.

O an Midilli’de o dağ köyünde her şey susmuş sadece onun sesi duyuluyordu. İçimden, bir çırpıda zamanı geri döndürmek ve Mustafa’ya ailesini, sevdiğini geri vermek gelmişti ama tek yapabildiğim ona kolonya ikram etmek ve bundan sonrası için şans dilemek olmuştu. Biraz sonra onu almaya gelen kuzeni ile birlikte yanımdan ayrılan Mustafa’nın arkasından bakakalmıştım.

Yolun açık olsun Doktor.
13.12.2020

28/01/2021

Biraz haber verelim.
Sanmayın ki boş duruyoruz. Tadına doyamayıp ikinci kez konsept geliştirme atölyesine başladık. Tartışmalarıyla zihnimizi açan tüm ekibe çok teşekkürler 🌷🌼🌻

Önümüzde portre aydınlatma üzerine yapacağımız iki atölyenin kontenjanları doldu. İlginiz için minnettarız. Yeni haberler veriririz yine yakında bakarsınız.

Want your establishment to be the top-listed Arts & Entertainment in Istanbul?
Click here to claim your Sponsored Listing.

Category

Telephone

Website

Address

Bostancı Mahallesi Yalıyolu Sokak. Telatar Apt. 49 A/B Bostancı/Kadıköy/
Istanbul
34744