2mi3.com
Antik Yunan & Roma Kültürü-Tarihi üzerine incelemeler. Gezi yazıları. Doğadan paylaşımlar. Konserlerden görüntüler ve sevdiğim birçok şey üzerine...
19/03/2026
Öyle zamanlar oluyor ki; şehrin yüksek binaları üstüme üstüme geliyor, kalabalığı sürekli ters yola girmişim hissi yaratıyor, gürültüsü kulaklarımı tırmalıyor, havası ciğerimi söndürüyor. Kafamı kaldırmadan görebileceğim masmavi bir gökyüzünü, kimseye temas etmeden yürüyebileceğim bir yolu, temiz bir havayı, sessizliği özlüyorum.
İşte böyle anlarda, İmroz'da çektiğim fotoğraflara bakmak bile iyi geliyor. Yazın güneşin hiç eksik olmadığı, kekik kokusunun sardığı, rüzgârlı da olsa denize girecek sakin bir koyun mutlaka bulunduğu, bir diğer yarımın doğduğu topraklara... Diğer yarımın tabii! Hep baba tarafından gelecek değil ya memleket.
Siz deyin Gökçeada, ben diyeyim İmroz, hatta Imbros. Homeros da bahseder buradan, Kritovoulos da. Poseidon atlarını bağlarmış deniz altındaki ahırlara. Roma, Ceneviz, Venedik, Osmanlı... hepsi de kontrol etmiş burayı. Gelin görün ki çok eski tarihine rağmen ayakta kalmış antik bir yapı yoktur burada.
Akıl erdiremiyor insan; Ege'nin kuzeyinde, Çanakkale'nin dibinde, devasa bir ada... Ama ne bir tapınak, ne de bir tiyatro. Ne çok eski bir agora, ne de eski bir ayazma. Şaşırırken adanın bu durumuna, öyle bir şey çıkıyor ki karşısına insanın, kafası iyice allak bullak oluyor: Kokina mevkiinde yer alan ve adeta gökten düşmüş gibi duran, hangi dönemden kaldığı tam olarak bilinmeyen ama Roma Dönemi'nden olabilecek devasa bir kaya mezarı.
Mezarın ne sebeple burada olduğu tartışma konusudur. Uzmanların düşüncesine göre bu bölge bir kaya mezarı imalat atölyesi olabilir. Adanın yakın çevresindeki antik kentlere burada üretilen kaya mezarlarının gönderildiği düşünülmektedir. Burada kalanın ise, tamamlanamamış ve sevk edilmemiş bir sipariş olduğu düşünülür. Bir tabelası yoktur buranın. Deniz kenarında uzun, eski ve toprak bir yoldan giderken çıkar karşınıza. O da eğer onu arıyorsanız... Sırtı dönüktür çünkü; yekpare bir kayadır aşağıdan bakana. Gidene kadar yanına belli etmez kendini.
Devamı Yorumlarda!
13/01/2026
Sosyal medyada bir furya dolaşıyor – İstanbul’da çok gizli bir mekân, “kimsenin bilmediği yeri buldum” furyası. İlgili semtin eski sakinleri, konuya meraklı olanlar, çevresinin farkında bulunanlar; biraz kitap okuyup, biraz belgesel izleyenler bu furyayla gelen gönderileri okuyup eğlenmek, gülmek, hatta dalga geçmek konusunda adeta ittifak hâlindeler…
Çok uzun zamandır, anamın babamın elinden tuttuğu yıllardan bugüne, şehri adım adım yürüyorum. Altı yaşında öğrendiğim yer de oldu, on altı yaşında da, kırk bir yaşında da. Ama şunu fark ettim ki: kimsenin bilmediği bir yer asla bulamadım. Heyecanlandığım anlar oldu. Bir sokak arasında eski kalıntılara rastladım mesela; oradan geçen bir teyze, oranın bir dönem kilise olduğundan bahsetti. Eski bir camiye girdim, cemaatten biri günümüze göz kırpan freskleri gösterdi. Üzerinde haç bulunan bir kapıya bakarken “ayazma orası” diye seslendi biri. Zeminde bir kapı gördüm, “tünel var orada” dedi mahallenin çocukları. Anlayacağınız, ben o “kimsenin bilmediği yeri” hiç bulamadım.
“İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi” haritasını oluştururken de kimsenin bilmediği yerlerle hiç karşılaşmadım. Hepsinin adı farklı kaynaklarda; kitaplarda, dergilerde, tezlerde, eski haritalarda, efemeralarda geçiyordu. Kalenderhane’nin altındaki freskler, Şeyh Süleyman Mescidi, Mesih Paşa ve Zeyrek Camii’nin altındaki mezar odaları, Theotokos Chalkoprateia’nın kalıntıları, Gül Camii içindeki havari mezarı, Hodegetria ayazması, sağda solda karşımıza çıkan devşirme taşlar, porfir parçaları, lahitler ve daha nice Bizans hatırası… Benim de yaptığım zaten kendimce bunları derlemek değil mi? Kendime ve gelecekteki ilgilisine... Öyle bir derleme ki belki de asla sonu gelmeyecek, birinin kaldığı yerden devam etmesi gerekecek türden.
Devamı Yorumlarda!
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Contact the public figure
Website
Address
Istanbul